Türkçe baskı
18. Bölüm
'Medora teyze! İkiniz bir şey mi çeviriyorsunuz?' diye haykırdı Bayan Olenska odaya girerken. Baloya gider gibi giyinmişti: üzerindeki her şey yumuşacık parıldayıp ışıldıyordu, sanki elbisesi mum ışınlarından dokunmuştu; ve başını, rakiplerle dolu bir salona meydan okuyan güzel bir kadın gibi dimdik tutuyordu. 'Tam da diyorduk ki, canım, burada seni güzel bir sürpriz bekliyor,' diye cevap verdi Markiz Manson, ayağa kalkıp muzipçe çiçekleri göstererek. Bayan Olenska olduğu yerde durdu ve demete baktı. Rengi değişmedi, ama bir yaz şimşeği gibi beyaz bir öfke ışığı üzerinden geçti. 'Ah!' diye bağırdı — Archer'ın ondan hiç duymadığı keskin bir sesle — 'kim böyle gülünç bir demet gönderir? Neden demet? Hem neden bu gece? Baloya gitmiyorum; nişanlı bir genç kız da değilim. Ama bazı insanlar hep gülünç olur.'
Kapıya dönüp açtı ve seslendi: 'Nastasia!' Her yerde hazır olan hizmetçi hemen göründü; Archer, Bayan Olenska'nın İtalyanca, ağır ağır, sanki onun da anlamasını ister gibi bilerek net konuştuğunu duydu: 'Bunu çöpe at!' Nastasia şaşkın bakınca ekledi: 'Yok — zavallı çiçeklerin suçu yok. Oğlana söyle, üç kapı ötedeki Bay Winsett'e götürsün — burada yemek yiyen esmer bey. Karısı hastaymış: belki onu sevindirir... Oğlan çıktı mı? Öyleyse sen git, canımın içi; al, pelerinimi giy ve koş. Bunu hemen şimdi evden çıkmış istiyorum! Ve sakın benim gönderdiğimi söyleme!' Kadife opera pelerinini hizmetçinin omuzlarına attı ve kapıyı hızla kapatarak salona döndü. Göğsü dantelin altında inip kalkıyordu; Archer bir an ağlayacağını sandı. Ama o bunun yerine bir kahkaha attı ve bir markize bir Archer'a bakarak birden sordu: 'Peki ya siz ikiniz? Arkadaş oldunuz mu bari?'
'Onu Bay Archer söylesin, canım: sen giyinirken sabırla bekledi.' 'Evet — size yeterince zaman bıraktım: saçım bir türlü söz dinlemedi,' diye cevap verdi Bayan Olenska, elini topuz yaptığı saçına götürerek. 'Aklıma gelmişken: Doktor Carver gitmiş galiba; sen de Blenker'lara geç kalacaksın, teyzeciğim. Bay Archer, teyzemi arabaya bindirir misiniz?' Markizin peşinden hole çıktı, onun lastik ayakkabılar, şallar ve atkılar arasına yerleşmesini izledi ve eşikten seslendi: 'Unutma: araba beni saat onda almaya dönecek!' Sonra salona döndü; Archer içeri girdiğinde onu şöminenin yanında, aynada kendini süzerken buldu. New York sosyetesinde bir hanımın hizmetçisine 'canımın içi' deyip onu kendi opera pelerinine sarıp ayak işine göndermesi görülmüş şey değildi; ve Archer, içindeki bütün derin duygunun ortasında, duygunun Olimpos tanrıları hızıyla eyleme dönüştüğü bir dünyada olmanın tuhaf heyecanını duyuyordu. Bayan Olenska, o arkasından yaklaşırken kımıldamadı,
ve bir an gözleri aynada buluştu. Sonra kadın döndü, kendini kanepenin köşesine attı ve içini çekti: 'Bir sigaralık zaman var.' Archer kutuyu uzattı, bir kıymık yaktı; alev yüzünü aydınlatınca kadın gülen gözlerle ona bakıp sordu: 'Öfkeli halimi nasıl buluyorsunuz?' Archer bir an durakladı; sonra ani bir kararlılıkla cevap verdi: 'Teyzenizin sizin hakkınızda söylediklerini şimdi anlıyorum.' 'Benden söz ettiğini biliyordum. Ne demiş?' 'Sizin her türlü şeye — ihtişama, eğlenceye, heyecana — alışkın olduğunuzu, bizim burada bunları asla sunamayacağımızı söyledi.' Bayan Olenska duman halkasının içinde belli belirsiz gülümsedi. 'Medora onulmaz bir romantiktir. Bu ona çok şeyin yerini tutmuştur.' Archer yine duraksadı, yine göze aldı: 'Teyzenizin romantizmi her zaman doğru mudur?' 'Yani doğruyu mu söylüyor demek istiyorsunuz?' Kadın düşündü. 'Şöyle söyleyeyim: anlattığı hemen her şeyde biraz doğru, biraz yanlış vardır. Ama neden soruyorsunuz? Size ne anlattı?' Archer ateşe baktı, sonra yine onun ışıldayan varlığına döndü. Bunun bu şöminenin başındaki son akşamları olduğu, birazdan arabanın onu almaya geleceği düşüncesi yüreğini sıktı. 'Diyor ki — iddiasına göre
Kont Olenski, sizi kendisine dönmeye ikna etmesini istemiş.' Bayan Olenska cevap vermedi. Sigarası yarı kalkık elinde, kımıldamadan oturuyordu. Yüzünün ifadesi değişmedi; Archer onun şaşırmış görünmesinin ne kadar zor olduğunu çoktan biliyordu. 'Demek biliyordunuz?' diye ağzından kaçırdı. Kadın o kadar uzun sustu ki sigaranın külü düştü; onu yere silkti. 'Bir mektuptan söz eder gibi yaptı. Zavallı Medora! Medora'nın imaları—' 'Kocanızın isteğiyle mi gelmiş buraya?' 'Onu da bilen yok. Bana Doktor Carver'dan 'ruhsal bir çağrı' aldığını söyledi — o her neyse artık. Korkarım Medora, Doktor Carver'la evlenmek istiyor... Zavallı Medora: hep biriyle evlenmek ister! Belki de Küba'dakiler ondan sıkılıp yol vermiştir. Sanırım yanlarında ücretli refakatçi olarak kalıyordu. Doğrusu neden geldiğini bilmiyorum.' 'Ama kocanızın mektubunun onda gerçekten olduğuna inanıyorsunuz?' Bayan Olenska yine sessizce düşündü; sonunda dedi ki: 'Ne de olsa — beklenecek şeydi.' Archer kalktı ve şömineye yaslandı.
Ani bir sabırsızlık onu sardı; zamanın azaldığı, her an dönen arabanın tekerlek sesinin duyulabileceği düşüncesiyle dili tutuluyordu. 'Teyzeniz kocanıza döneceğinize inanıyor.' Bayan Olenska hızla başını kaldırdı. Yüzüne koyu bir kızarıklık yayıldı; boynuna, omuzlarına indi. Kolay kolay kızarmazdı, kızardığında da yanık acısı çekiyor gibi görünürdü. 'Hakkımda çok zalim şeylere inanıldı,' dedi. 'Ah, Ellen — bağışlayın; aptalım, kabayım.' Kadın hafifçe gülümsedi. 'Çok gerginsiniz; sizin de kendi dertleriniz var. Welland'ların evliliğiniz konusunda mantıksız davrandığını düşündüğünüzü biliyorum; ben de aynı fikirdeyim. Avrupa'da bu uzun Amerikan nişanlılıkları anlaşılmaz; herhalde onlar bizim kadar sakin değil.' 'Biz' sözcüğünü hafif bir vurguyla söyledi; bu ona alaycı bir tat veriyordu. Archer alayı hissetti ama üstüne gidemedi. Belki de kadın, onun sözleri kendisine büyük acı verdikten sonra konuşmayı bile bile kendi meselelerinden uzaklaştırmıştı; en iyisi onu izlemek gibiydi. Ama tükenen zaman duygusu onu çaresizleştiriyordu: aralarına yeniden sözcüklerden bir duvar örülmesine dayanamazdı.
'Evet,' dedi birden; 'Güney'e, May'e Paskalya'dan hemen sonra evlenelim diye yalvarmaya gittim. Olmaması için hiçbir neden yok.' 'Ve May sizi kıramadı mı — sizi bu kadar seven May? Onu böyle saçma göreneklerin kölesi olamayacak kadar akıllı sanırdım.' 'Fazlasıyla akıllı — onların kölesi değil zaten.' Bayan Olenska ona baktı. 'Öyleyse... anlamıyorum.' Archer kızardı ve aceleyle sürdürdü: 'Açık bir konuşma yaptık — neredeyse ilk kez. Sabırsızlığımı kötüye işaret sayıyor.' 'Aman Tanrım — kötüye işaret mi?' 'Ona göre bu, onu sevmeye devam edeceğime güvenmediğim anlamına geliyor. Kısacası, başka birini — daha çok sevdiğim birini — unutmak için çabuk evlenmek istediğimi düşünüyor.' Bayan Olenska bunu merakla evirip çevirdi. 'Ama böyle düşünüyorsa — neden o da acele etmiyor?' 'Çünkü o öyle biri değil. Çok daha soylu: uzun nişanlılıkta bu yüzden ısrar ediyor. Bana zaman vermek için—' 'Onu öteki kadın uğruna bırakma zamanı mı?' 'Eğer istersem.' Bayan Olenska ateşe doğru eğildi ve sabit gözlerle baktı.
Sessiz sokaktan, yaklaşan atların tırısı duyuldu. 'Çok soylu,' dedi kadın, sesi hafifçe titreyerek. 'Evet. Ama gülünç.' 'Gülünç mü? Başka kimseyi sevmediğiniz için mi?' 'Başka kimseyle evlenmeye niyetim olmadığı için.' 'Ah.' Yine uzun bir sessizlik oldu. Sonunda kadın başını kaldırıp sordu: 'O öteki kadın — sizi seviyor mu?' 'Ah, öteki kadın diye biri yok... yani: May'in aklındaki kişi hiçbir zaman—' 'Öyleyse bu acele niye?' 'Arabanız geldi,' dedi Archer. Kadın yarı doğruldu ve dalgın gözlerle çevresine bakındı.
Yelpazesi ve eldivenleri kanepede, yanında duruyordu; onları dalgın dalgın aldı. 'Evet; gitmem gerek herhalde.' 'Bayan Struthers'a mı?' 'Evet.' Gülümseyip ekledi: 'Davet edildiğim yerlere gitmeliyim, yoksa çok yalnız kalırım. Benimle gelsenize?' Archer, ne pahasına olursa olsun onu tutması, akşamın geri kalanını güvence altına alması gerektiğini hissetti. Öneriyi duymazdan gelerek şömineye yaslı kaldı; gözleri, eldivenlerle yelpazeyi tutan eline mıhlıydı — sanki onları elinden düşürtecek gücü var mı diye bakıyordu. 'May gerçeği sezdi,' dedi. 'Başka bir kadın var — ama May'in sandığı kişi değil.' Ellen Olenska ne cevap verdi ne kımıldadı. Az sonra Archer yanına oturdu, elini alıp usulca açtı; eldivenlerle yelpaze aralarındaki kanepeye düştü. Kadın yerinden fırladı, ondan kurtulup şöminenin öbür yanına çekildi.
'Ah, bana kur yapmayın! Bunu yapan çok oldu,' dedi kaşlarını çatarak. Archer, rengi değişerek o da ayağa kalktı: bu, kadının yapabileceği en acı sitemdi. 'Size hiç kur yapmadım,' dedi, 'yapmayacağım da. Ama ikimiz için mümkün olsaydı, evleneceğim kadın sizdiniz.' 'İkimiz için mümkün olsaydı mı?' Kadın içten bir şaşkınlıkla ona baktı. 'Bunu siz mi söylüyorsunuz — her şeyi imkânsız kılan sizken?' Archer, karanlıkta el yordamıyla ilerlerken birden gözlerini kamaştıran bir ışık okuyla sarsılmış gibi ona bakakaldı. 'Ben mi her şeyi imkânsız kıldım—?' 'Siz, siz, SİZ!' diye haykırdı kadın; dudağı, ağlamak üzere olan bir çocuğunki gibi titriyordu. 'Boşanmadan vazgeçiren siz değil misiniz? Bunun ne kadar bencilce, ne kadar kötü olduğunu, evliliğin onurunu korumak için insanın kendini nasıl feda etmesi gerektiğini gösteren — aileyi açık rezaletten esirgemek gerektiğini söyleyen? Ve ailem sizin aileniz olacağı için — May için, sizin için — ne dediyseniz onu yaptım; yapmam gerektiğine beni inandırdığınız şeyi!' Tuhaf bir kahkaha attı. 'Bunların hepsini sizin için yaptığımı hiç saklamadım!' Yeniden kanepeye çöktü; şenlikli elbisesinin kıvrımları arasına, balodan yaralı çıkmış bir maske gibi büzüldü. Archer şöminenin yanında kımıldamadan ona bakıyordu. 'Aman Tanrım,' diye inledi, '— ben sanıyordum ki—'
'Ne sanıyordunuz?' 'Sormayın. Ne sandığımı söylemek istemiyorum.' Hâlâ ona bakıyordu; aynı yakıcı kızıllığın boynundan yüzüne yayıldığını gördü. Kadın dimdik oturdu ve katı bir vakarla onu karşıladı. 'Soruyorum ama.' 'Peki öyleyse: bana okuttuğunuz o mektupta yazılanlar—' 'Kocamın mektubu mu?' 'Evet.' 'O mektupta korkulacak hiçbir şey yoktu. Hiçbir şey. Benim tek korkum, aileye — size ve May'e — rezalet ve utanç getirmekti.' 'Aman Tanrım,' diye yine inledi Archer ve yüzünü ellerine gömdü. Ardından gelen sessizlik, geri döndürülemez olanın ağırlığıyla üzerlerine çöktü. Archer'a bu ağırlık kendi mezar taşı gibi geliyordu; görebildiği bütün gelecekte, bu yükü yüreğinden kaldıracak hiçbir şey yoktu. Yerinden kımıldamadı, yüzünü örten ellerini indirmedi; saklı gözleri koyu karanlığa bakmayı sürdürdü. 'Hiç değilse sizi sevdim—' diyebildi. Şöminenin öbür yanından, kadının hâlâ büzülmüş olduğunu sandığı kanepe köşesinden, bir çocuğunki gibi bastırılmış bir hıçkırık geldi. İrkilerek kalktı ve yanına gitti. 'Ellen! Bu ne çılgınlık? Neden ağlıyorsunuz?
Geri alınamayacak hiçbir şey olmadı. Ben hâlâ özgürüm; siz de özgür olacaksınız.' Onu kollarına almıştı; kadının yüzü ıslak bir çiçek gibi dudaklarının altındaydı; ve besledikleri bütün boş korkular, gün doğunca dağılan hayaletler gibi buharlaşıvermişti. Şimdi onu şaşırtan tek şey, ona dokunmak her şeyi bu kadar basitleştirirken, odanın öbür ucundan onunla beş dakika tartışmış olmasıydı. Kadın öpücüğe karşılık verdi; ama az sonra Archer, gövdesinin kollarında katılaştığını hissetti. Kadın onu yumuşakça itti ve ayağa kalktı. 'Ah, zavallı Newland'ım... bunun olması kaçınılmazdı herhalde. Ama bu hiçbir şeyi değiştirmez,' dedi; bu kez şömineye yaslanmış, ona yukarıdan bakıyordu. 'Benim bütün hayatımı değiştirdi.' 'Hayır, hayır — olmamalı, olamaz. Siz May Welland'la nişanlısınız; ben de evli bir kadınım.' Archer da kalktı; yüzü kızarmış, kararlıydı.
'Saçma! Artık bunlar için çok geç. Kendimize de başkalarına da yalan söylemeye hakkımız yok. Sizin evliliğinizden söz etmeyeceğim; ama bundan sonra May'le evlenebilir miyim sanıyorsunuz?' Kadın sustu; ince dirseklerini şömine rafına dayamıştı, profili aynada yansıyordu. Topuzundan bir tutam kurtulmuş, ensesine dökülmüştü; bitkin, neredeyse yaşlı görünüyordu. 'Sizi,' dedi sonunda, 'bu soruyu May'e sorarken göremiyorum. Yanılıyor muyum?' Archer pervasızca omuz silkti. 'Başka bir şey için artık çok geç.' 'Bunu şu anda söylenmesi en kolay söz olduğu için söylüyorsunuz — doğru olduğu için değil. Gerçekte, ikimizin çoktan karar verdiği şeyden başkası için çok geç.' 'Ah — sizi anlamıyorum!' Kadın acıklı bir gülümseme zorladı; bu, yüzünü yumuşatacağına büzdü. 'Anlamıyorsunuz, çünkü bende nasıl bir değişiklik yarattığınızı henüz kestiremediniz.
Ah, ta baştan beri. Yaptıklarınızın hepsini öğrenmeden çok önce.' 'Yaptıklarımın hepsi mi?' 'Evet. Başta buradaki insanların benden kaçındığını hiç fark etmemiştim — beni korkunç biri saydıklarını da. Bir akşam yemeğinde benimle karşılaşmayı bile reddetmişler. Sonradan öğrendim. Annenizi alıp van der Luyden'lara gitmenizi sağladığınızı; Beaufort'un balosunda nişanınızın duyurulmasında ısrar ettiğinizi — arkamda bir değil iki aile olsun diye — hepsini sonradan öğrendim.' Bunun üzerine Archer güldü. 'Düşünün,' dedi kadın, 'ne kadar aptal, ne kadar dalgınmışım! Büyükannem bir gün ağzından kaçırana dek bunların hiçbirini bilmiyordum. New York benim için sadece huzur ve özgürlük demekti: eve dönmekti. Kendi insanlarımın arasında olmak beni öyle mutlu ediyordu ki herkes bana iyi ve sevecen görünüyor, beni görmekten hoşnut sanıyordum. Ama daha en başından,' diye sürdürdü, 'kimsenin sizin kadar iyi olmadığını hissettim. Başta bana öyle zor ve — gereksiz görünen şeylerin nedenini anlamamı sağlayan tek kişi sizdiniz. Çok iyi insanlar beni ikna edemedi: hiç ayartılmamış oldukları belliydi. Ama siz biliyordunuz; siz anlamıştınız. Dünyanın altın ellerini uzatıp insanı nasıl çektiğini duymuştunuz — ve yine de onun istediklerinden nefret ediyordunuz. Vefasızlıkla, zalimlikle, aldırmazlıkla satın alınan mutluluktan nefret ediyordunuz. İşte bunu daha önce hiç tanımamıştım — ve bu, tanıdığım her şeyden daha değerli.'
Gözyaşı da taşkınlık da göstermeden, alçak ve düz bir sesle konuşuyordu; her sözcüğü Archer'ın göğsüne kızgın kurşun gibi düşüyordu. İki büklüm, başı ellerinde, halıya ve kadının eteğinin altından ucu görünen saten pabuca bakıyordu. Birden diz çöktü ve o pabucu öptü. Kadın eğildi, ellerini onun omuzlarına koydu ve öyle derin gözlerle baktı ki Archer o bakışın altında kımıldayamadı. 'Ne olur, yaptığınızı bozmayın!' diye haykırdı kadın. 'Eski düşünme biçimime artık dönemem. Sizi sevmek için sizden vazgeçmek zorundayım.' Archer'ın kolları yalvarırcasına ona uzanmıştı, ama kadın bir adım geriledi; karşı karşıya durdular — aralarında yalnızca kadının sözlerinin açtığı uzaklık vardı. O anda Archer'ın öfkesi patladı: 'Beaufort mu yani? Yerimi alacak olan o mu?'
Sözler ağzından çıkar çıkmaz, aynı şiddette bir öfke patlaması bekledi — kendi ateşine odun gibi memnuniyetle karşılardı bunu. Ama Bayan Olenska yalnızca biraz daha soldu; kolları önünde sarkık, başı hafif eğik, önemli bir meseleyi tartar gibi durdu. 'Şu anda Bayan Struthers'ın evinde sizi bekliyor. Neden ona gitmiyorsunuz?' diye alay etti Archer. Bayan Olenska zili çalmak için döndü. Hizmetçi gelince dedi ki: 'Bu akşam çıkmayacağım. Araba gidip markiz hanımı alsın.' Kapı yeniden kapandıktan sonra Archer hâlâ acı gözlerle ona bakıyordu. 'Bu fedakârlık niye? Madem yalnız olduğunuzu söylüyorsunuz, sizi dostlarınızdan ayırmaya hakkım yok.' Kadın ıslak kirpiklerinin altından hafifçe gülümsedi. 'Artık yalnız olmayacağım. Yalnızdım; korkuyordum. Ama o bomboş hüzün ve karanlık gitti. Şimdi kendi içime döndüğümde, geceleri hep ışığı yanan bir odaya giren çocuk gibiyim.'
Sesi ve yüzü onu hâlâ yumuşak, erişilmez bir havayla sarıyordu; Archer yine inler gibi konuştu: 'Sizi anlamıyorum!' 'Ama May'i anlıyorsunuz!' Bu karşılık Archer'ı kızarttı, ama gözlerini ondan ayırmadı. 'May benden vazgeçmeye hazır.' 'Ne! Düğünü öne alsın diye diz çöküp yalvarmanızdan üç gün sonra mı?' 'Reddetti; bu bana hak veriyor—' 'Ah, o sözcüğün ne çirkin olduğunu bana siz öğretmiştiniz,' dedi kadın. Archer bitkin bir umutsuzlukla döndü: sanki saatlerdir dik bir uçurumu tırmanmış, tam tepeye varmışken eli kaymış, karanlığa yuvarlanıyordu. Onu bir kez daha kollarına alabilse bütün itirazlarını silip süpürebilirdi; ama bakışındaki, duruşundaki o çözülmez uzaklık ve içtenliğinin uyandırdığı saygı onu uzakta tutuyordu. Sonunda yeniden yalvarmaya başladı: 'Şimdi böyle yaparsak sonra daha kötü olacak — herkes için daha kötü—' 'Hayır — hayır — hayır!' diye neredeyse çığlık attı kadın, sanki ondan korkuyormuş gibi. O anda evin zili uzun uzun çaldı, sesi odalarda yayıldı.
Kapının önünde bir arabanın durduğunu duymamışlardı; kımıldamadan, ürkmüş gözlerle birbirlerine baktılar. Dışarıda Nastasia'nın adımları koridoru geçti, dış kapı açıldı; az sonra içeri girip Kontes Olenska'ya bir telgraf uzattı. 'Hanım çiçeklere çok sevindi,' dedi Nastasia önlüğünü düzelterek. 'Kocasının gönderdiğini sandı, biraz ağladı ve bunun bir delilik olduğunu söyledi.' Bayan Olenska gülümseyerek sarı zarfı aldı. Yırtıp açtı, lambaya götürdü; sonra kapı yeniden kapanınca telgrafı Archer'a uzattı. St. Augustine'den gönderilmişti, Kontes Olenska'ya yazılmıştı ve şöyle diyordu: 'Büyükannemin telgrafı işe yaradı. Annemle babam Paskalya'dan sonra evlenmemize razı. Newland'a telgraf çekeceğim. Anlatamayacağım kadar mutluyum, seni minnetle seviyorum. Minnettar May'in.'
Yarım saat sonra Archer kendi kapısını açtığında, holdeki masada, mektuplarının üstünde benzer bir zarf buldu. Bu da May Welland'dandı ve şöyle diyordu: 'Annemler razı. Düğün Paskalya'dan sonraki salı, öğlen, Grace Kilisesi'nde. Sekiz nedime gerek. Lütfen rahiple konuş. Çok mutluyum. Sevgiler, May.' Archer sarı kâğıdı, içindekini yok edebilirmiş gibi buruşturdu; sonra küçük cep ajandasını çıkarıp titreyen parmaklarla sayfaları karıştırdı, aradığını bulamadı. Telgrafı cebine tıkıp merdiveni çıktı.
Janey'nin giyinme odası ve sığınağı olan küçük odanın kapısının altından ışık sızıyordu; ağabeyi sabırsızca kapıyı vurdu. Kapı açıldı; kız kardeşi, o değişmez mor pazen sabahlığı içinde, saçları maşa kâğıtlarında, karşısında duruyordu. Yüzü solgun ve kaygılıydı. 'Newland! O telgrafta kötü bir haber yok ya? Ne olur ne olmaz diye bekledim—' (Janey'nin merakından hiçbir mektup kurtulamazdı.) Archer soruyu duymazdan geldi. 'Söyle bakalım — bu yıl Paskalya ne zaman?' Janey bu dinsiz cahillik karşısında afallamış göründü. 'Paskalya mı? Newland! Nisanın ilk haftasında tabii. Neden?' 'İlk hafta mı?' Yeniden ajandanın sayfalarını çevirdi, alçak sesle hızlı hızlı hesapladı. 'İlk hafta dedin, değil mi?' Başını geriye atıp uzun bir kahkaha koyverdi. 'Allah aşkına, ne oldu?' 'Hiçbir şey olmadı — bir ay sonra evleniyorum, o kadar.' Janey onun boynuna atıldı, onu mor pazen göğsüne bastırdı. 'Ah Newland, ne harika! Öyle sevindim ki! Ama neden böyle gülüp duruyorsun? Sus artık — annemi uyandıracaksın.'